Dijital Ürünler #108

#117・
2.19K

subscribers

138

issues

Subscribe to our newsletter

By subscribing, you agree with Revue’s Terms of Service and Privacy Policy and understand that Dijital Ürünler will receive your email address.

Dijital Ürünler
Dijital Ürünler #108
By Erman Taylan • Issue #117 • View online
Dijital Ürünler'in 108. sayısından herkese merhaba! Her zaman olduğu gibi son iki haftada ilgimi çeken haber ve gelişmelere olan yorumlarımla, dikkatimi çeken dijital ürünlerle karşınızdayım.
Bu sayıda Aşı (Pandemi) Ekonomisi ve teknoloji devlerinin konumu, Y Combinator‘ın ölçeklediği modeliyle bir monopole dönüşümü, Konda'nun ’Türkiye 100 Kişi Olsaydı?‘ isimli çalışması, müzik endüstrisindeki potansiyel dönüşüm alanları, veri mahremiyetine bambaşka bir bakış sunan Cadem, Meta'nın (aka Facebook) AI ekibinin son meyvesi data2vec ve çok daha fazlası hemen aşağıda sizi bekliyor. Başından sonuna kadar ilgi çekici bir sayı oldu, normalden uzun da olsa sıkılıp kapatmayınız. :)
Dijital Ürünler'e olan ilginiz için çok teşekkürler! E-bültenin daha da büyümesi için Twitter ve LinkedIn'de e-bülteni paylaşmayı, (çalışma) arkadaşlarınıza forward etmeyi unutmayın diyerek girişi sonlandırıyorum.
Keyifli okumalar, sevgiler,

Kısalar...
Biraz ‘benden haberler’ gibi bir giriş oldu, ama sizi temin ederim ki iki güzel yazı ve bir güzel etkinlik ile ilgili detaylarla başlıyorum:
  • Userspots için kaleme aldım: ‘Dijital Değişimlerin Etkisinde Girişimcilik Trendleri’. Peki 2022'de girişimcilik namına sık sık konuşacağımız konular neler-miş derseniz (’spoiler’ vermeden); yatırımlar - yazılımcılar - globalleşme - dikeyler - kurumsal inovasyon diyebilirim.
  • Zeo’nun yine yeni yıl için derlediği ‘2022 Dijital Pazarlama Strateji Rehberi’ başlıklı çalışmasında ben de varım. 8 alt başlıkta 36 ismin konuk olduğu bu çalışmaya muhakkak göz atın derim!
  • Biraz 'short notice’ olacak ama Komünite’nin Kolektif House Levent'te, 26 Ocak Çarşamba günü düzenlediği, ‘Türkiye'nin ilk yaratıcı ekonomi etkinliği’ Creators Networking’de Dijital Ürünler'den bahseden bir konuşma yapacağım, İstanbul'daki yaratıcı ekonomi insanlarına duyurulur. :)
Pandemi galiba 'bitiyor', ama benim size asıl bahsetmek istediğim konu: Aşı (Pandemi) Ekonomisi
(Görsel: Financial Times / The billionaire boom: how the super-rich soaked up Covid cash)
(Görsel: Financial Times / The billionaire boom: how the super-rich soaked up Covid cash)
Okuduklarım; pandeminin Omicron varyantıyla beraber etkisini iyiden iyi azaltıp yaz aylarına doğru farklı bir boyuta taşınacağını, sansasyonel başlıkla ‘biteceğini’ söylüyor. Pandeminin ‘bitmesi’ tam olarak ne demek veya bunu herhangi bir zamanda tam olarak söyleyebilecek miyiz bilemiyorum; benim anlayışımda bi anda eski hayatımıza dönmesek de çok büyük oranda artık Covid-19 yokmuş gibi davranacağımız zaman ‘bitmiş’ olacak.
Neyse.. Konumuza dönersek e-bültenin hemen başında size Aşı (Pandemi) Ekonomisi'nden bahsedeceğim. Severek dinlediğim Fularsız Entellik podcast'inin Işıl Arıcan'lı bölümünde dikkatimi çeken aşı ekonomisi başlığı, her açıdan ilginç bir yere çıkıyor.
Gelin başlayalım;
2021 yılında Pfizer, BioNTech ve Moderna'nın brüt kazanç toplamı 34 milyar dolar. Bu şirketlerin 10 milyar doza yakın aşı yaptıkları 2 yıllık süreçte toplam piyasa değerlerindeki artış toplam ise 170 milyar dolar. Apple, Microsoft ve Google üçlüsünün aynı süredeki piyasa değeri artışı; 3 trilyon dolara yakın. Hatta bu iki yılda, piyasa değerinde en yüksek artışı yaşayan ilk 10 şirket içinde sağlık sektöründen kimse yok. Financial Times'daki ‘Prospering in the pandemic: winners and losers of the Covid era’ (*) başlıklı haberde daha detaylı bilgiye ulaşabilirsiniz.
Yine Financial Times'daki ‘The billionaire boom: how the super-rich soaked up Covid cash’ (*) isimli makalede yazanlara çok fazla girmeyeceğim ama özetle söylediği şu: 10 trilyon dolar (şu an için toplam kripto piyasasının yaklaşık 6 katı) destek paketi şeklinde devletlerce ekonomiye ‘pompalandı’ ve bu para çok kısa bir süre içinde en zengin kesimde toplanmayı başardı. :)
Düşünsenize; 100 yıl aradan sonra tüm dünyayı etkisi altına alan bir pandemi oluyor; açıklanan 350 milyon vaka, 5.5 milyon ölüm, 1 sene ve hatta daha uzun süre çaresizce aşı bekleyen dev ekonomiler. Ve günün sonunda aşı ekonomisinde en büyük katkıyı sunan üç devin borsadaki performansları ortada… Yapılan suni teneffüs de dünyanın en zengin 2700 insanına ‘akmış’ durumda.
Daha da fazla uzatmadan peki bu tablo bana neler düşündürdü;
  • İlk aklıma gelen e-bültenin 106. sayısında da biraz değindiğim gibi çok kritik konular, yalnızca borsada işlem gören şirketlere bırakılmamalı. Örneğin mRNA teknolojisi için yapılan ilk çalışmalar 1990'ların başına dayanıyor. Yani böylesine büyük AR-GE faaliyetleri için devletlerin büyük sorumluluk alması şart.
  • E-bültenin 105. sayısında bahsettiğim gibi paranın ‘bağlanacak’ güvenli liman bulamaması ve dünya ekonomisinin karanlık bir yere doğru gidiyor oluşu aşı ekonomisinde de karşılık buluyor. FT listesinde pandeminin kaybedenleri (bankalar, perakende, enerji vb.) yaralarını nasıl saracak, değişen bu düzen dünyamızı nasıl etkileyecek ve destek paketlerinin acısı ne zaman çıkacak?
  • Son olarak ise belki en-direkt bir konu ama teknoloji devlerinin regüle edildiği, hatta bir yerde kontrol edilmeye çalışılacağı o günlere bence artık çok yakınız… Netflix ve Spotify gibi son kullanıcı ya da teknoloji sever olarak net bir eleştiride bulunamayacağınız şirketlerin, son zamanlarda borsadaki düşüşleri de ‘sistemin’ bozulmasına bir başka örnek gibi.
*: Eğer FT üyeliği isterse; başlığı Google'a yazmanızı öneririm.
Y Combinator her yıl 2 bin girişime, toplamda 1 milyar dolar yatıran bir monopole dönüşüyor
Y Combinator'dan Dijital Ürünler'de zaman zaman bahsediyorum. İlk yıllarında 10'lu sayıdaki startup'ı kabul eden Y Combinator (bilmeyenler için: bünyesinden Dropbox, Stripe, Airbnb gibi çok sayıda unicorn çıkaran, en büyük girişim hızlandırma programı), son dönemlerde her yıl kabul ettiği startup sayısını 800'lere dayandırdı. Üstelik bu sayı 2000'e gelecek gibi duruyor, YC başkanı Geoff Ralston açıklamalarında bunu söylüyor.
Geçtiğimiz hafta ise YC, programa kabul ettiği startup'lara yaptığı yatırımı $500k'ya ($125k + ilk yatırımda hisseye dönecek $375k) çıkarttı. Özetle programın başında %7 hisse karşılığı $125k'ya ek olarak $375k da ilk yatırım işleminde hisseye dönecek şekilde borç olarak startup'a verilmeye başlanıyor. Bu dönüşümde de kuşkusuz hisse oranı ve değerlemede avantajlı olan YC oluyor. Bu $500k'lık yatırımı istemiyorsanız programa giremiyorsunuz (istisnalar hariç).
Tüm dünyada startup değerlemeleri yükseliyordu, ancak YC startup sayısını da arttırdığından dolayı önce kendisi sonra girişimleri için önemli bir ‘haksız rekabet’ yaratacak ve öncü konumunu daha da güçlendirecek, hatta ölçekleyecek gibi duruyor. YC girişimlerinin kafaları artık daha uzun bir süre rahat edecek.
Yatırımcılar içinse artık bir YC girişimine ortak olmak eskisinden daha zor olacak. Hatta sadece YC girişimlerine ortaklık yapmak üzerine strateji kuran yapıların da işi artık çok zor. ABD dışındaki yatırımcılar için de (YC girişimlerinin %50'si ABD dışından geliyor) ‘globalleşme’ iyiden iyiye çift değil tek yönlü olmaya başlıyor gibi (ABD'den Avrupa'ya/X'e).
Y Combinator zaten ilk gününden bu yana işini en iyi yapandı, ama artık hemen yukarıdaki bol bol andığımız teknoloji devleri gibi bir ölçeğe ulaşmasının sinyallerini veriyor. Yani kendi alanında (erken aşama teknoloji startup'ı yetiştirmek ve yatırımcısı olmak) bir başka monopole daha merhaba diyebiliriz. :)
Türkiye 100 Kişi Olsaydı?
Konda, oldukça güzel bir veri görselleştirme projesine imza atmış: Türkiye 100 Kişi Olsaydı?
18 yaş üstü nüfusu kapsayan, 11 yıl boyunca yapılan 125 araştırma sonucu ortaya çıkan bu çalışma hem verinin görselleştirilmesi hem de format olarak oldukça başarılı olmuş, özellikle web'den ziyaret etmenizi tavsiye ederim.
Kitap okuma oranının 11 yılda 2 katından daha da fazla yükselmesi gibi olumlu; kadınların yarısından fazlasının ‘ev kadını’ olması yani üretim ekonomisi dışında kalması gibi olumsuz çok sayıda örnek söz konusu, siz incelemeniz diyerek bunlara hiç girmiyorum. Teknoloji, e-ticaret ve sosyal medya alışkanlıklarımız, bu alanlardaki yükseliş de hiç sürpriz olmadı diyebilirim.
Açıkçası kendimi empati ve gözlem gücü yüksek bir birey olarak görmeme rağmen şaşırdığım çok slayt oldu. Değişime de tabloya da tek yönlü bakmamak lazım tabii ama benim vurgulamak istediğim nokta; hala, toplum olarak ilerlemek, yeni dünyaya ayak uydurmak için çok büyük fırsatlar barındırıyoruz. Umarım geç kalmayız.
Bu arada Türkiye Raporu gibi projeleri de dahil ediyorum; verinin ulaşılabilir olduğu örneklerin sayısı artıyor. Açık veri kültürünün neredeyse hiç olmadığı ülkemizde memnun edici gelişmeler…
Müzik endüstrisinde potansiyel dönüşüm nerede yaşanacak? #PayWhoYouPlay
Eğlence sektöründe bir araştırma şirketi olan Midia, online müzik dinleme platformlarının abone sayısına dair bir çalışma paylaştı. 2021 yılı 2. çeyreğinde 523 milyon abonenin %31'i Spotify, %15'i Apple Music, %8'i de YouTube Music şeklinde dağılıyor… Pazar geçen seneye göre %26 büyürken Spotify lider de olsa büyümede pazarın gerisinde kalmış. Bana kalırsa Spotify podcast alanınaki yatırımlarıyla ve yakında duyuracağı yüksek ses kalitesi getiren özelliğiyle (Spotify HiFi) Tencent vb. rakiplerinin coğrafi olarak avantajlı olduğu bölgeler dışında en karlı ve en büyük olmayı sürdürecektir ama değinmek istediğim başka şeyler var…
Bilmiyorum bu satırları okuyana kadar haberiniz var mıydı ya da hiç üzerine kafa yordunuz mu ama Spotify başta olmak üzere çoğu müzik dinleme platformu, son kullanıcılarından topladığı parayı ve reklamı bir havuza koyduktan sonra toplam dinlenmeler üzerinden sanatçılara ödeme yapıyor. Yani A kullanıcısı X sanatçısını 90 kere dinledi, B kullanıcısı da 10 kere Y sanatçısını. Her iki kullanıcı da aynı bedeli ödese de X sanatçısı Y'den 9 kat fazla telif ücreti alıyor.
Fransa merkezli Deezer‘ın adına UCPS dediği (User Centric Payment System) bir sistemle yaptığı dağılım; her kullanıcıdan aldığı bedelin %70'ini o kullanıcının yayıncısına ödüyor. %70'lik oran çoğu platformda aynı belki ama son kullanıcı olarak kimi dinliyorsanız verdiğiniz para oranında o sanatçıyı desteklemekten daha doğal bir şey yoktur herhalde. Deezer gibi Almanya merkezli SoundCloud da benzer bir modelle çalışıyormuş. Bir sene kadar önce Square (Block) tarafından satın alınan Tidal'da da aylık ödemenin %10'unun direkt en çok dinlenilen sanatçıya gittiği değişik bir model var.
Peki çözüm web3'te mi?
Sanatçıların bağımsızlığını koruyamaması problemini, bu konuda bugüne kadar ortaya çıkan NFT ve web3 projelerinden de anlamak pekala mümkün. Örneğin A16Z yatırımlı sound.xyz, sanatçılar ile dinleyicileri arasında bugüne kadar $230k'lık bir alışverişe aracılık etti. Sadece yeni çıkan şarkıların, 'sanal bir sahiplikle’ NFT olarak satılmasına dayanan bir modeli bulunan sound.xyz bir çeşit bağış platformuna ek olarak şarkıların sahipliğine ve böylelikle sanatçı - dinleyici arasındaki etkileşime oynuyor.
Aracıların yoğun olduğu müzik endüstrisi benzerleri gibi bu alanda önemli bir dönüşüm vadediyor. Hem halihazırdaki platformların şekil değiştirmesi hem de yeni modellerin (ve dolayısıyla aslında yeni deneyimlerin) gelmesi kaçınılmaz. Ek olarak en-direkt olarak podcast de Spotify'ın çok doğru (ve önden) konumlandığı bir alan olarak müzik platformlarının tamamı için ‘ikinci iş’ olmaya devam edecek diyebilirim. Son olarak başlık ‘clickbait’ gibi kalmasın, evet aracıları ortadan kaldırmak dediğinizde, şeffaf ve otonom yapılar kurmak dediğinizde oklar orayı gösteriyor. :)
Caden ile kişisel verilerinizi hür iradenizle şirketlere satın ('from big data to your data')
Kurduğu tasarım ajansını Salesforce'a satan ve geçirdiği ‘gap years’ (kariyerinin ortasında işe 6 ay - 1 sene ‘mola’ verilen aralık) dönemi sonrası Caden‘i kuran John Roa; veri mahremiyetinin geleceğinin Caden'in çizdiği yoldan geçeceğini düşünüyor. NYC/ABD merkezli girişim, kurucusunun ilginç profiliyle dakika bir dikkatimi çekti. :)
Bu sayıda da konunun dönüp dolaşıp geldiği teknoloji devlerine veri 'kaptırmaktan’, ve bunun karşısında para kazanmamaktan şikayet edenleri hedefleyen Caden; en basit anlatımıyla kişilerden verilerini rızasıyla topluyor, anonimleştiriyor ve bunun karşılığında bir ödeme yapıyor. Henüz kapalı beta olduğundan ürün net olmasa da benim anladığım kadarıyla Caden uygulaması üzerinden e-posta kutunuzu, banka hesabınızı ve diğer veri kaynaklarını platforma bağlıyorsunuz, ardından dilediğiniz şirketlerle bu verilerinizi anonim (‘encrypted’) olarak paylaşıyorsunuz, dilediğinizde paylaşımı kesiyorsunuz. Son kullanıcı için maddi kazanç dışında sevdiği markalarda daha iyi bir deneyim yaşama değer önerisini de taşıyan Caden ile ilgili; harcama yapan belirli bir kullanıcı bazına nasıl ulaşacak ki markaların dikkatlerini çekmeye başlayacak, platform verinin değerini nasıl fiyatlayacak, son kullanıcı bu fiyat skalasından memnun olacak mı gibi sorular aklıma gelmiyor değil…
3.4 milyon dolar yatırımla yola çıkan Caden ekibi ürünün 6 ay içinde piyasaya çıkacağını söylüyor. Caden'in nefesi ne kadar yetecek, az önce bahsettiğim problemleri nasıl aşacak, nereye kadar gidecek bilemiyorum ama Caden gibi kişisel verilerden para kazandıran, kişisel verileri bi yerde bi yere taşıyan, kişisel verileri kontrol etmenize yarayan web 2.0 ve özellikle web3 ürünlerinde fırsat büyük diye düşünüyorum.
data2vec: Facebook ses, görüntü ve metin için self-supervised learning'i başka bir boyuta taşıyor
Evet, belki de en heyecan verici haberi sona sakladım :) Geçtiğimiz hafta içinde Facebook‘un AI takımı, ’self-supervised learning‘ yani etiketlenmiş bir takım veri havuzları haricinde de öğrenebilen AI'ı bambaşka bir boyuta taşıyan yeni bir açık kaynak kodlu yaklaşım (’framework‘) duyurdu: data2vec.
Teknik olmayanlar için konuyu biraz daha açmam gerekirse; bir yerde milyonlarca Instagram yorumundan, yorumlar nötr-olumlu-olumsuz şeklinde 3 kategoriye ayrılmış, diğer bir yerde de onlarca kitaptan öğrenen iki ayrı AI hayal edebilirsiniz. Kitaptan öğrenen (hatta kitap ve film) ’self-supervised‘ oluyor. :)
Temelde yapay zekanın da insana benzer bir şekilde; farklı boyutlarda ve sezgisel şekilde öğrenmesini sağlayan data2vec; hem Google'ın BERT'i ve GPT-3'e kıyasla farklı çalışıyor (daha kompleks) hem de erken aşamada olmasına karşın açıklanan grafiklere göre işini oldukça iyi yapıyor. Zamanla data2vec'in gideceği yeri izlemek gerçekten heyecan verici.
Tabii ki hakim olduğum bir konu değil ama şimdilik konu hakkında kısaca sohbet etme şansı bulduğum konuya hakim arkadaşlarımın yorumlarıyla beraber evet, bana kalırsa büyük olay, heyecanlandım ve daha önemlisi onlar da heyecanlandılar. :)
data2vec'in kaynak kodları ve bazı örnek modeller GitHub'da (yakın zamanda vision için de gelecekmiş), whitepaper‘ ise burada.
P.S. Facebook böylece Metaverse'ü anlamlandırmak için beklenen adımı da atmış oldu diyebilir miyiz?.. 😄
Kapanış…
Bana ulaşmak için okuyor olduğunuz bu e-postaya dönüş yapmanız yeterli. E-bültenle ilgili her türlü yorumunuzu bekliyorum.
Buraya kadar okuduysanız, sosyal ağlarınızda ve/veya ilgisini çekeceğini düşündüğünüz arkadaşlarınızla Dijital Ürünler'i paylaşmayı unutmayın. :)
8 Şubat Salı günü görüşünceye dek kendinize iyi bakın, sevgiler…
Did you enjoy this issue?
Erman Taylan

Ürün geliştirme, yazılım ve girişimcilik dünyası üzerine notlarım.

Her iki haftada bir Salı sabahları görüşmek üzere!

In order to unsubscribe, click here.
If you were forwarded this newsletter and you like it, you can subscribe here.
Powered by Revue
Beyoğlu, Istanbul