View profile

Dijital Ürünler #118

Dijital Ürünler
Dijital Ürünler #118
By Erman Taylan • Issue #129 • View online
Dijital Ürünler #118'den herkese merhaba!
Yılın en uzun gündüzünü yaşadığımız 21 Haziran'da, yine dolu dolu bir sayıyla karşınızdayım.
Decentralized Society (DeSoc) kavramını, Block kurucusu Jack Dorsey'nin web5‘ini, bir DataDAO örneği Delphia'yı, elde ettiği reklam gelirinin %90'ını içerik üreticileriyle paylaşan Yep'i, inzva ve Google'ın düzenlediği Machine Learning Bootcamp'i, e-posta gönderimlerinde follow-up yapmaya neden gerek olduğunu anlatan Yesware raporunu ve çok daha fazlasını hemen aşağıda okuyabilirsiniz.
Dijital Ürünler - Yetenek Kolektifi'nde; Dijital Ürünler komünitesiyle iş ilanlarınızı paylaşabileceğinizi de hatırlatıyorum. Aktif iş ilanları e-bültenin sonunda sizi bekliyor, neydi bu yetenek kolektifi diyenler için de detaylar burada.
Keyifli okumalar, Dijital Ürünler #118'i paylaşmayı unutmayın!

Decentralized Society (DeSoc) kavramı üzerine..
(Görsel kaynak: https://twitter.com/owocki/status/1524781725166931969)
(Görsel kaynak: https://twitter.com/owocki/status/1524781725166931969)
Neredeyse 4 sene önce, e-bültenin 73. sayısında blokzinciri üzerinde dijital kimlik gerekliliğinden ve ID2020 projesinden bahsetmiştim. 2022 yılına geldiğimiz blokzincir etrafındaki düşünce şekline artık web3 demeye başladık ancak kimlik problemimiz hala baki. :) Bu sayıda size Vitalik Buterin ve iki araştırmacının (E. Glen Weyl ve Puja Ohlhaver) kaleme aldığı Decentralized Society: Finding Web3’s Soul paper‘ının düşündürdüklerinden söz etmek istiyorum.
Web3'ün token temelli yapısıyla fazlaca finans odaklı olduğu, bunun da merkeziyetsiz bir toplum yaratılması yönünde çeşitli engeller getirdiği bir gerçek. Örneğin hala merkezi olmayan kurumların işin içinde olduğu bir kimlik, doğrulama ve kişisel finans ayak izimiz yok. Bu da kural koyucuların oyunun dışında kalması ve DeFi'ın çok fazla büyüyememesi (finansal ürün gamı olarak) gibi sonuçlar doğuruyor. Makalede tüm bunlara karşı öne sörülen başlıca çözüm ise Soulbound token'lar (SBTs).
Soulbound token'lar en temelde devredilemez, satılamaz ve kişiye özel olan bir NFT olarak tarif edilebilir. Kimlik bilgilerimiz, finansal ve internet geçmişimiz, mezun olduğumuz okullar, katıldığımız etkinlikler, parçası olduğumuz şirketler yani CV'miz ve daha bir sürü şey… Ki dikkatlice düşündüğümüzde topluluğu bireyler, bireyleri de aslında bu devri mümkün olmayan gerçekler meydana getiriyor. Bu arada Soulbound ismi World of Warcraft oyunundan geliyor, oyundaki soulbound yani değişimi mümkün olmayan item'lardan…
Merkeziyetsiz Toplum idealine ulaştığımızda kimseye güvenmeye gerek olmadan ürettiğimiz her türden içeriğin altına dijital bir imza atıp bu içerikten sonsuza kadar fayda sağlayabilmemiz, DeFi'ın en büyük sorunlarının (gerçek hayattaki finansal geçmişimizi DeFi'a taşıyamamamız ve sahibi olduğumuz değerleri (en basiti ev, araba gibi) teminat gösterememiz) çözülebilmesi, web3'ün web2'ye (orada duran verimize) karşı olan bağımlılığından kurtulabilmesi (bakınız aşağıda bahsedeceğim web5 ile bir müzik uygulamasından kendimize ait verileri alıp ’network effect‘ olmaksızın başka bi müzik uygulamasına geçebilmemiz gibi) mümkün olacak.
Buradaki kritik noktayı ise Facebook'un, halihazırdaki merkezi kimlik ya da bankacılık uygulamalarının killer'ını bulmak değil; tüm bu ihtiyaçlarımızı merkezi olmayan ve birbiri ile entegre (yani ’composable‘) şekilde çözebilecek protokollere ulaşmak şeklinde düşünebilirsiniz.
Soulbound'ların merkeziyetsiz bir şekilde web2'den beslenmesi, kaybedildiği durumda tekrar 'aktive olması’, sybil attack’lardan korunması gibi çok sayıda konu hala muğlak ama Soulbound'lar kuşkusuz ki ileride adını çok daha fazla duyacağımız bir standart haline gelecek. Decentralized Society: Finding Web3’s Soul isimli paper'ı bir düşünce pratiği olarak okumanızı ve hemen ardından konu ilginizi çektiyse şu ürünlere de göz atmanızı tavsiye ediyorum:
  • Lens Protocol: Üzerinde sosyal medya uygulamaları geliştirebileceğiniz merkeziyetsiz, kontrolün tamamen son kullanıcıda olduğu, ‘composable’ bir altyapı. Lens Protocol'ü Aave isimli DeFi protokolünün geliştirdiğini de ekliyorum.
  • Disco: Benzer şekilde kullanıcılarına web3 deneyimindeki büyük ihtiyaç olan ‘composable’ kimliklerini sağlama amacında olan Disco; gizlilik ve otonomiyi kullanıcılarına vermek istiyor. Kısaca veri ve uygulama katmanlarının birbirinden ayrıldığı bir dünya Disco'nun ana misyonu.
  • BlockSpaces: Yukarıdaki ürünlerde farklı bir yerde durarak blokzinciri entegrasyonunu uygulamalar için kolaylaştırmayı hedefleyen BlockSpaces, blokzincirinde duran veri ve kod saklama/çalıştırma alanı olarak öne çıkıyor. Oyun teorisi ile konsensus mekanizmasını merkeziyetsiz bir hale getirmeyi amaçlayan platformun A16Z'nin deyimiyle ‘don’t be evil’ gerçeğini ‘can’t be evil’ ile değiştirmeye aday olduğunu söylemek mümkün.
  • POAP: Açılımı ‘Proof of Attendance Protocol’ olan POAP ile fiziksel dünyadaki organizasyon ve deneyimlere katılımımızı bir NFT olarak cüzdanımızda saklamamız mümkün halde. Bu altyapı ile ne gibi use-case‘ler çıkar onu sizin hayal gücünüze bırakıyorum. :)
Jack Dorsey web3'te gördüğü problemleri web5 ile çözmek istiyor
Jack Dorsey'nin web3 (web3'ü bir teknoloji olarak değil, bir düşünce şekli olarak ele almak en doğrusu) hakkındaki olumsuz görüş ve eleştirilerini daha önce sizinle paylaşmıştım. Dorsey, hafta içinde web5'i duyurdu. :) Web5, Dorsey'nin Block‘u altında yer alan TBD'sinin bir ürünü olarak konumlanıyor. Ve evet, Block bildiğimiz Square'in yeni adı. Dorsey'nin web5 çıkışı bana Türkiye'nin 3G'den 4G'yi atlayarak direkt 4.5G'ye geçişini hatırlatmadı değil. :) Web5'in mottosu ise: ’an extra decentralized web platform‘.
Decentralized Web Platform (DWP) altında her bir kullanıcıya merkeziyetsiz bir kimlik yani Decentralized Identifiers (DIDs) veren web5; Decentralized Web Nodes (DWN) ile kullanıcıların her tür datasını kendilerinin tutmasına, Verifiable Credentials (VC) ile dilediği her Decentralized Web Apps'e (DWAs) erişim için yetki vermesine izin veriyor. Hemen yukarıda uzun uzun bahsettiğim Soulbound ile oldukça benzer değil mi?..
Yukarıda paylaştığım sunuma muhakkak siz de bakın ama en kısa özetiyle web5; web3'ten şu 4 maddede ayrılıyor:
  1. Web5 açık kaynak kodlu
  2. Web5’‘in arkasında bir VC yok, 'tamamen’ merkeziyetsiz olma iddiasında
  3. Web5 Bitcoin blokzincirini kullanıyor, Bitcoin için en büyük ve merkeziyetsiz blokzinciri diyebiliriz. Bitcoin dışında farklı bir utility token da yok (Lightning Network‘cüler bunu sevdi)
  4. Web5 tek bir altyapı ve zincirde, sunulacak SDK'ler üzerinden çalışacağı için’ kullanıcı deneyimi ‘bugüne’, ‘bugünden’ çok daha yakın olabilecek
Web5 şu an için kavramsal bir proje ve aslında kod tabanından ibaret. Bitcoin teknolojik olarak bu iş için uygun ve sürdürülebilir olur mu, token mekanizması olmadan geliştirici ve kullanıcıları bu alana çekmekte hangi motivasyonlar kullanılacak, TBD nasıl fonlanıyor ve şirkette kimler ne için çalışıyor gibi çok sayıda soru hala açıkta beklese de Jack Dorsey ‘sadece eleştirme, öneriyle gel’ noktasında web3'e de önemli katkı sağlayacak bir adım atmış diyebilirim.
Bu arada henüz çok ilgi çekmemiş olsa da TBD altında DeFi için de bir ‘liquidity protocol’ üzerine çalışıldığını eklememde yarar var.
jack
this will likely be our most important contribution to the internet. proud of the team. #web5

(RIP web3 VCs 🤫)

https://t.co/vYlVqDyGE3 https://t.co/eP2cAoaRTH
'Collaborative datasets curation economy' sunan DataDAO'lar ve öne çıkan bir örneği olarak Delphia
DAO‘larla ilgili çok sayıda örneği bu satırlarda sizlere taşımıştım. #118'deki konuğumuz ise bir DataDAO olan Delphia. DataDAO nedir diyerek başlamak gerekirse; kullanıcıların paylaştığı verilerle üretilen faydanın, yine bu verileri sunan kullanıcılarla paylaşılması şeklinde bir özet yapabilirim.
Kullanıcılarına ’hep beraber daha akıllı yatırımlar yapın‘ değer önerisiyle giden Delphia en kısa anlatımla 'sıradan’ kullanıcılara; milyarlarca dolar yöneten hedge fund‘ların sahip olduğu teknolojik güçle, sadece bir araya gelerek ’beraber yürüme‘ şansı sunuyor. Tırnak içinde beraber yürüme dedim çünkü Delphia bu verileri aslında hedge fund'larla beraber kurduğu yeni fonlardaki yatırım kararlarında kullanıyor ve kullanıcılarına bu fonlardaki karları bir oranda dağıtıyor. Bu da Delphia'nın ulaşacağı belirli bir ölçekten sonra fonların başarı oranının sürdürülebilirliğini sorgulatıyor. Tahmin edebileceğiniz gibi Delphia'nın gelir modeli; verilerin bir anlamda 'satıldığı’ (verilerin değil, algoritmaların ürettiği sonucun) hedge fund'lardan alınan ücretler üzerine kurulu.
Share to earn’ mantığıyla kullanıcılar kendilerine ait olan verileri (alışveriş, cihaz, arama ve sosyal medya gibi) Delphia modelleriyle paylaşıyor ve bu veri havuzundan beslenen modeller söz konusu kullanıcılara (paylaştıkları oranda) akıllı yatırım tavsiyeleri sunuyor.
Milyonlarca kullanıcının alışveriş verisinden bazı ürün gruplarına olan talebin artması veya belirli bir tutarın üzerinde harcama yapan kullanıcıların belirli şehirlerde daha fazla yaşamaya başlaması gibi günümüz fon yöneticilerinin ve algoritmalarının sahip olmadığı verilerden beslenerek halka açık piyasalardaki şirketler için uzun vadeli yatırım kararları alan Delphia, bu kararları büyük hedge fund'lara satıyor ve kullanıcılarına algoritmasının elde ettiği geliri paylaşıyor.
25 dolarla dahi yatırım yapabileceğiniz Delphia; aynı zamanda sıfır komisyonla yatırım imkanı sunuyor. 2018'de Kanada'da kurulan şirket Multicoin Capital, FTX Ventures ve Ribbit Capital gibi önemli yatırımcılara sahip.
Web3 şirketlerinin önemli bir kısmı için geçerli olan ‘tamamen merkeziyetsiz olmayan yönetim’ problemi şahsi düşüncem Delphia'da da kendini gösteriyor. Kodların açık kaynak olmayışı, verilerin ‘şu an için’ saklanmadığı gibi muğlak ifadeler, arkadaki hedge fund seçiminin kullanıcılardan oluşan DAO tarafından değil şirketin kendisi tarafından yapılması gibi noktalar zaman içinde belki merkeziyetsiz tarafa doğru yakınsarlar ancak Delphia bugün için bile oldukça dikkat çekici ve yakından incelenmesi gereken bir DataDAO örneği olarak konumlanıyor diyebilirim.
Kazandığının %90'ını içerik üreticilerine veren arama motoru: Yep (Ahrefs'den)
Meşhur SEO aracı Ahrefs, geçtiğimiz haftalarda yeni bir arama motoru üzerinde çalıştığını duyurdu: Yep. Kendine ait index‘leme mekanizmasına da sahip olan Yep, 60 milyon dolarlık bir bütçe ile kuruldu. Yep'in en öne çıkan özelliğiyse reklam gelirlerinin yüzde 90'ını içerik üreticileriyle paylaşması. Yep aynı zamanda kullanıcı bazlı bir reklam hedeflemesi yapmayacağını da söylüyor. Elde ettiği online reklam pastasını kullanıcılarıyla paylaşan Basic Attention Token'ı da yeri gelmişken anmış olayım.
YouTube'un elde ettiği reklam gelirinin önemli bölümünü kendine sakladığını, fake haberle dolu sosyal medya içeriklerini ve yaratıcı ekonominin gün geçtikçe büyüyen bir pazar olduğunu düşünecek olursak Yep dikkat çekici bir adım gibi duruyor. Ama…
Halihazırda kendi ana ürünü için bir günde 8 milyar websitesini ziyaret eden Ahrefs, dünya üzerinde bir arama motorunun altından kalkabilecek ender teknoloji şirketlerinden biri, keza yaptıkları iş de web'i index'lemek.
Ama burada başlıyor: Google'ın sadece arama motoru olmadığını, şirketin google.com etrafındaki ürünleriyle ('yakında’ aramaları, sesli komut desteği, akıllı ev sistemleri ve sahip olduğu daha birçok entegrasyon) kullanıcılarına çok daha fazlasını vadettiği bir dünyada değer önerisi son kullanıcıya değil de içerik üreticisine (BAT ile en büyük farkı bu) dönük kurgulayan Yep; büyümekte ciddi zorluk yaşayabilir. Hepimiz içerik üreticisini desteklemek isteriz ama bunun için internetin en büyük alışkanlıklarından biri olan Google'ı ‘replace’ etmek çok kolay olmasa gerek…
inzva ve Google imzasıyla: Machine Learning Bootcamp
5 yılı aşkın süredir yapay zeka alanında katma değerli programlar düzenleyen inzva ve Google Developers, 4.5 ay sürecek Machine Learning Bootcamp düzenliyor.
Derin öğrenme alanında bir eğitim programı, Google teknolojileri (TensorFlow gibi) üzerine sertifika, Kaggle'da pratik yapma ve AI alanında faaliyet gösteren şirketlerle söyleşileri kapsayan program özellikle yeni mezunlar, mezuniyete yaklaşanlar ve kariyerine yön vermeyi düşünenler için biçilmiş kaftan. Türkiye dışında Japonya, Latin Amerika, Güney Kore ve Avrupa'dan da katılımcıların olacağı program İngilizce olarak online düzenlenecek. Son başvuru tarihi 26 Haziran olan program 7 Temmuz günü başlayacak. ‘Last but not least’; programdan başarıyla mezun olanlar şirketlerde staj yapma imkanı da bulacak.
Bugüne kadar 5000'i aşkın gence ulaşan inzva'nın hem daha geniş kitlelere kapılarını açması hem de Türkiye sınırları dışına çıkacak olması ekip için heyecan verici olsa gerek diyorum ve Machine Learning Bootcamp‘i ilgisini çekeceğini düşündüğünüz gençlerle paylaşın ricamla bitiriyorum.
E-posta gönderiminde 'follow-up yapmaya' değiyor
Yesware, #117'de sizlere tanıttığım Reach'in bir anlamda ‘follow-up'ı’ (fikri takibi) niteliğinde bir rapor paylaştı.
‘Cold email’ gönderiminde yanıt aldığını durumlarda %70 oranda ilk e-postanıza değil, follow-up'larınıza yanıt alıyorsunuz. Detaylar cold email severler için Yesware raporunda. :)
Dijital Ürünler - Yetenek Kolektifi ilanları
#118. sayıyı kapatmadan hemen önce; Dijital Ürünler - Yetenek Kolektifi’nde listenenen aktif iş ilanları aşağıdaki gibi. 
Kurucu ortağı olduğunuz veya bizzat çalıştığınız şirket için bir iş ilanı yayınlamak istiyorsanız buraya göz atabilirsiniz. Ayrıca ben ismimle veya anonim olarak yeni fırsatlara açığım diyorsanız da burada profilinizi oluşturabilirsiniz. Bu profil yalnızca Dijital Ürünler komünitesi içinden, onaylanmış şirketlerce görülebilecek.
  1. iOS / Android Developer - IBTech
  2. Backend Developer - Carla
  3. Founding Engineer ($3k-5k/mo + stock) - HockeyStack
Kapanış...
Umarım buraya kadar #118'i keyifle okudunuz. E-bültenin yeni sayısını sosyal medya hesaplarınızda paylaşmayı ve ilgisini çekeceğini düşündüğünüz arkadaşlarınıza e-postayı forward etmeyi unutmayın. Bana ulaşmak içinse okuyor olduğunuz e-postaya yanıt verebilirsiniz.
İki hafta sonra, 5 Temmuz Salı günü görüşmek üzere.
Sevgiler,
Did you enjoy this issue?
Erman Taylan

Ürün geliştirme, yazılım ve girişimcilik dünyası üzerine notlarım.

Her iki haftada bir Salı sabahları görüşmek üzere!

In order to unsubscribe, click here.
If you were forwarded this newsletter and you like it, you can subscribe here.
Powered by Revue
Beyoğlu, Istanbul